ATEŞ
Temmuz 19, 2007 -Kategori: YAZILAR
(Cankat’a İthafen) ATEŞ
Yazmak diyince hep gerekli yani ifade edilmesi gerekli görülen düşüncelerin yürekten gelip beyne ulaşması, oradan da sinirler yardımıyla eli harekete geçirerek sembolleştirilmesi anlaşılsa da bu sefer gereklilik anlamında değil de öylesine yazıyorum. Öylesineliğin altında çoğu kez de bir amaç olduğu da bir gerçektir. Belki gerçekliğimin farkında olmadan da yazıyorumdur, kim bilir…
Daha önceden bir şeyler yazmaya başlamamın sebebi güzel bir şeyler olduğuna inancımdı.Güzel şeyler vardı ve ben onları hüzünlü de olsalar yakaladıkça seviniyor ve büyüyordum… Büyümenin de güzel ve acıtan bir deneyim olduğunu anımsadım şimdi. İfade ettiğim her düşünce sanki bedenimin boy atması, gelişmesi gibi bir değişim yarattı ruhumun bedeninde. Ruhum güzel düşler kurarken ve o düşlere ulaşamadığında çok acıkmış ve yemeğe ihtiyacı olan bir beden gibi açlık çekti; koşturdu, yoruldu,düştü, bacağını incitti,dişi çürüdü, sobaya eli değip yandı…
Düşüncelerimi rastgele bir gezintiye çıkardım. Canı ne tarafa isterse oyöne gidiyor şimdi… Evden dışarı çıktılar. Önce uzun ve tozlu bir yoldan gittiler. Gide gide iyice yorulduktan sonra taşlarla çevrilmiş o soğuk pınarın başına oturdular. Birer avuç soğuk su içip serinlediler. Sonra birisinin aklına muziplik geldi. Önce bir taş alıp suya attı. Birine su sıçrattı böylece. O kalktı taşı alıp su sıçratanı ıslatacağım derken bir diğerine sıçrattı. Derken herkes birbirini ıslattı. Hepsi sırılsıklam oldular.Hafiften esen yel önce hafiften üşütmeye başladı onları. Daha sonra hepsi titremeye başladı. Birisi ateş yakmaları gerektiğini söyledi. Herkes bir taraflara dağıldı. Çalı çırpı, kuru ot topladılar. Birisi çakmağını çaktı ama yanmadı. Bir diğeri çakmağını çıkardı. Neyse ki ıslanmamış. Önce kuru otlar tutuştu, sonra ise ince odunlar, daha sonraysa kalın olanları.. Hepsinin elbiselerinden buharlar tüterek ateşin çevresinde bir çember oluşturdular.
Birisi dedi “Bakın hepimizi nasıl da çevresinde topladı. Demek ki farklı olan ve işe yarayan birleştiricidir.”. Bir diğeri dedi “Konumuz dışında ama benim canım çay istiyor.”. O yakınlarda sığır otlatan çoban geldi pınara. Önce merhabalaştı tanıdıklarıyla. Sonra çaydanlığına su doldurup az önce yanan ve korlaşan ateşin üzerine koydu. Kısa bir süre sonra su kaynadı. Küçük kara demliğe nemli çayın üstüne kaynar su eklendi ve biraz sonra çayın o sıcak, nefis kokusu duyuldu. Çoban iki bardağını çıkardı. Sonra küçük siyah saplı bıçağını çıkardı. Yakınlarda birkaç bira kutusu, bir iki de plastik pet şişe vardı.Hepsinin üst kısımlarını keserek bardak haline getirdi. Kaynar suyla hepsini birindeki suyla diğerini çalkalayarak ısıttıktan sonra çayları doldurdu. Şekerler katıldı ve çaylar içilmeye başlandı… O farklı ve işe yarayan ateş oradakilerin içlerini de ısıtmıştı. Neyse ki çayın yanında gidecek peynir ve ekmek de vardı. Onlar da hemen bitmesin diye azar azar ısırılarak o sıcak hoşlukla beraber içlerine dokundu.
Yakınlarda harabeler vardı. Daha önce ordakilerden biri orada filozof, biri şair, birisi gezgin, birisi defineci, birisi yorgun bir işçi olmuştu… Hepsini tek tek oraya bağlayan nedenler vardı. Ama bugün hepsinin yene bir nedeni daha olmuştu oraya bağlanmaları için… Nedeni elbiselerinden tüten dumanın sahibi olan ateş, çoban ve çaydı… Herkes yine harabelerdeki özel yerlerine dağıldı. Filozof bir iki yeni ipucuyla yorumladı düşüncelerini ama bir de ateşi kattı içine. Şair yeni mısralar bulup koydu defterine, ateşi de attı içine. Gezgin ayakkabısını çıkarıp içindeki küçük taş parçasını aldı ve ateşin yakılmış olduğu yere bakarken gülümsedi. Defineci o eski mezarın başına geldi ve biraz araştırmadan sonra ateşten aldığı ucu kor odunla mezarı tutuşturmaya çalışıyormuş gibi özenle onu oraya bıraktı. Yorgun işçi oturup biraz dinlendikten sonra ateşin başına geçti ve ellerini ona uzattı ve yakından getirdiği koca bir odunu ateşe koyup onu besledi. Herkes birer ikişer odun getirip geri döndüler ateşin başına.. Tıpkı onun onları ıstıp beslediği gibi… Çoban sığırlarının yanına döndü.Yarına kalacak bir iki kor ateşi nasıl kuru otlarla yeniden tutuşturacağının düşüyle sığırlarını topladı ve köye yöneldi…
12.01.2005 00:07 Çarşamba Marğuşş Vezir Savrum